Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorucu bir günün uykusuz gecesinde, tam da kendimi uyumaya ikna etmişken geldi sesleri. Üç adamdı eğer yanlarında sessiz bir kadın yoksa. Fakat mutlaka arkalarında, içlerinde ve akıllarında sessiz kadınlar vardı. Yoksa üç adam toplanıp balkonda rakı içerken şiir okumaz. Değil mi?

Dört kişilerdi, üçü bimiyordu. Bir kadın sessizce onları dinliyordu. Penceren başını uzatıp “Affedersiniz, rahatsız etmek istemem ama bir şiir rica etsem onu da okur musunuz?” demek istedi, yapmadı. Sunay Akın geldi aklına, sonra vazgeçti. Şimdi Can Yücel’in bir şiirini istese… Bu rakı içen adamlar çoktan okumuşlardı o şiiri, biliyordu. Sanki Nazım’ın dizeleriydi o an boş sokakta ve iki binanın arasında yankılanan, bölmek istemedi. Adamlar kendi aralarında mırıldanırken bir Lale Müldür dizesi takıldı aklına, şiirin adını hatırlayamadan yeni bir şiir başladı. İstanbul’a, uykusuzluğa, alkole, boş sokaklara ve aşka iyi giden bir şair varsa o da Küçük İskender’di aslında. Bir de Cemal Süreya duysa kadın, güzel olmaz mıydı? Turgut Uyar mıydı bu geceye?

Belki de daha çok kişiydi o üç adam. İçlerinde, akıllarında, arkalarında ve yan binalarında sessiz kadınlar vardı. Belki üst katlarında ve yan dairelerinde de.

Gökten üç adam düştü sonra, biri politikanın biri futbolun biri de aşk acısı çekenlerin başına.

Sessiz kadınlar da içlerindeki şiirleri uyutmaya gittiler.